Don Kişot / CERVANTES

 

       

 

1610 yılında yazılan bu eser, tüm zamanların en iyi kurgu romanı seçildi. Yinede yeldeğirmenleri ve Sanço Panza'dan başka fazlada bir şey bilinmez bu eser hakkında. Bu yazıda hem bundan fazlasını bulacaksınız, hemde yazarın hemşerisi Picasso'nun Don Kişot konulu on beş eserine göz atacaksınız.

 

 

                            

 

 

Don Kişot (Don Quijote) dünyayı kötülüklerden temizleme hevesiyle yollara düşen yaşlı bir adamdır. Fakat ikinci gün fena bir dayak yemiş olarak evine geri döner. Yaşı yetmişi geçmiş olan kahramanımız bütün hayatını şövalyelerin kahramanlıklarını anlatan kitaplar okuyarak geçirmiştir ve ilk hatasında vazgeçecek değildir, çünkü okuduğu hiçbir kitapta şövalyeler bu kadar çabuk pes etmezler.

 

 

                     

 

Don Kişot okuduğu tüm kitaplardan başka bir şey daha öğrenmiştir. Şövalyelerin hepsinin bir yaveri vardır. Yanına bir yaver alması gerektiğine karar vererek komşusu Sanço Panza'yı onunla birlikte gelmesi için ikna eder. Şövalyelikten kazanacağı krallığından ona bir ada verecektir. Sanço Panza canından çok sevdiği eşeğinden ve saflığından başka hiçbir şeyi olmayan bir köylüdür. Adayı kazanabilmek için Don Kişot'un tüm hayal perestliklerine göz yumar. Don Kişot'a hiçbir zaman gerçeği söylemez, çünkü bu durum hep ters etki yaratmakta ve efendisinden sopayı yemektedir. O yüzden Don Kişot'u yalanlarla avutur. Artık yeldeğirmenleri kötülük saçan dev olmuşlardır, küçük hanlar efsanevi kontların şatolarına dönüşmüştür. Sanço Panza, insanda sabitleşmiş bir fikire, karşı çıkacak kadar saf değildir.

 

                     

 

Sadece Sanço Panza değil; sabitleşmiş fikirlere karşı çıkmaya kimse niyetli değildir. Herkes Don Kişot'un kafayı oynatmış bir ihtiyar olduğunu görünce, "deliyle uğraşmaya gelmez" deyip Don Kişot'un istediklerini yapmaktadırlar. Birazda can sıkıntısından olsa gerek karşılarına çıkan herkes, Don Kişot'un inanarak oynadığı bu oyunu bozmaz, aksine ellerinden gelen yardımı esirgemezler. Zaten Don Kişot'un gerçeği görmeye niyeti yoktur. Gerçekle yüzleştiği anlarda bile Don Kişot kendi hayal dünyasından açıklamalar bulmaktadır. Ya kendisi büyülenmiştir, ya diğerleri...

 

                                   

 

Gittikleri bir yerde büyük bir derebeyliğinin kontu, eğlence olsun diye Sanço Panza'ya gerçekten valilik yapacağı bir adayı bahşeder. Bir köylü çobanının nasıl valilik yapacağını merak etmektedirler. Sanço Panza vali olarak karşısına getirilen davalara dürüstlüğüyle yaklaşır ve adil kararlar verir. Ancak valilik yaptığı adanın kendinden önceki yaveri onun ayağını kaydırmayı başarır. Zaten makam ve koltuk sevdası taşımayan Sanço Panza valilik konusunda da hiç hırs yapmaz ve valiliği bırakarak efendisine geri döner.

 

 

                              

 

Efendisi Don Kişot içinde şövalyelik günleri sayılıdır çünkü köyünden iki eski arkadaşı Don Kişot'un evine dönmesi için ona bir oyun oynamak hazırlığındadırlar. Oyun basittir: Biri şövalye kılığına girerek Don Kişot'a meydan okuyacaktır ve yenmesi durumunda rakibi şövalyeliği bırakacaktır. Don Kişot zaten çok yaşlı biri olduğu için yenmek problem olmaz ve Don Kişot, Sanço Panza ile birlikte evine geri döner.

 

 

               

 

Hikaye burda bitiyor. Daha doğrusu yazar Cervantes, hikayenin melodram etkisini güçlendirmek için Don Kişot'un akıllanarak öldüğünü hikayenin sonuna ekliyor. Tüm bu hikaye, körü körüne bir idealizmin insanı nasıl hayal perestliğe sevk ettiği ve onu ölüme götürdüğü üzerine hüzünlü bir komedi oluşturuyor.

 

                      

 

Don Kişot'un tüm hayatı boyunca okuduğu ve hayatına tek örnek aldığı şövalye kitapları aslında İncil'e bir gönderme yapıyor. İspanyol yazarın yaşadığı dönem, skolastik din baskısının ve engizisyon mahkemelerinin hüküm sürdüğü Ortaçağ Avrupa'sının karanlık dönemidir. Yazar İncil'e körü körüne bağlılığın kişiyi boş bir hayal dünyasına sürükleyeceğini Don Kişot'un kişiliğinde özdeşleştirerek, kiliseye karşı tavrını alıyor. Bu tavır daha ilk macerada ortaya çıkmaktadır. Don Kişot ve Sanço Panza gittikleri bir handa kilise olmadığını öğrenirler ama Don Kişot'un böyle bir duruma inanması imkansızdır. O yüzden hancı, yıkılmış olan köpek kulübesini göstererek "kilise ufak olduğu için yıktık yerine büyüğünü yaptıracağız" diyerek yıkıntıyı işaret eder. Don Kişot o zaman rahatlar ve köpek kulübesinin başında bütün gece nöbet tutar.

 

                           

 

Sanço Panza ise saflık ve dürüstlük timsali olarak halkın kendini özdeşleştireceği türden bir semboldür. Gerçekçi, parasının hesabını bilen, ancak dürüst ve iyi niyetli Sanço Panza... Valilik ona göre değildir; azla yetinmesini ve hakkına razı olmasını bilir. Her olayın sonunda sopa yiyen kendisidir ancak dürüstlüğüyle kazanan yine kendisi olur. Fakat Sanço Panza'da dikkat çeken unsur onun Don Kişot'u nasıl idare ettiğidir. O hiçbir zaman gerçeği Don Kişot'a olduğu gibi aktarmaz; amacı ada'yı kazanmaktır ve bu yüzden Don Kişot'un oyununu bozmak istemez ve sürekli yalan söyler. Oyunu kendi kurallarıyla değil, Don Kişot'un kurallarıyla oynamaktadır. Tüm hikayenin sonuna baktığımızda yine aynı anafikrin etrafında konu örgüsünün şekillendiğini görüyoruz. Don Kişot'un köyünden iki arkadaşı şövalye kılığına girerek onu yeniyor şövalyeliği bıraktırıyorlar. Ne Sanço Panza ne de bu iki arkadaş oyunu kendi kurallarına göre değil; oyunu Don Kişot'un  kurallarına göre oynuyorlar. Karşısındaki kişinin fikrini kabul etmediği halde, oyunu kazanmak için kabul etmiş görünmek, günümüzde çok alışıldık Protestan-Makyavel ahlakına denk düşen bir anlayış. Yazar kitabını Bejar Dükünün himayesinde bastırmasaydı, Katolik Avrupa'nın, hem kendisini hemde kitabını engizisyon mahkemesinde yok etmesi kaçınılmaz olurdu. Çünkü "köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyen" bu anlayış, İsa'nın Katolik öğretilerce yorumlanmasıyla taban tabana zıttır. Katolikler bu tavrı onaylamaz ve bunu ikiyüzlülük, yalancılık ve takiyyecilik olarak adlandırırlar.

 

                            

 

 

Miguel de Cervantes Saavedra (1547 - 1616),  İnebahtı Deniz Savaşında (1575) sol elini kaybeder ve Osmanlılarda beş yıl boyunca esir kalır. Bu beş yıllık esareti boyunca İslam kültüründen etkilendiği bilinmektedir. Kitapta bir çok yerde Araplara rastlanır ve Cervantes bütün Araplardan çok iyi insanlar olarak bahseder ve kendi papazlarından  üstün tutar. "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek" düşüncesini Cervantes'in İslamiyet'ten öğrendiği düşünülebilir belki, çünkü "amellerin niyetlere göre değerlendirildiği" cümlesi kitapta da geçiyor: Bu düşünceler birbirine çok zıt değil.  Tanrı sizin içinizde olanı bilir; İslamiyete göre önemli olan sizin ne dediğiniz değil; bunu ne amaçla söylediğinizdir.

 

                            

 

Cervantes'in kullandığı bir hikaye bu düşünceyi İslamiyet'te de gördüğünü ortaya koyuyor:  Hikayenin bir yerinde Sanço Panza Hristiyan bir Hacı grubuna rastlar. Bu Hristiyan Hacılar son derece yobaz ve çirkef  insanlar olarak anlatılır, ancak bu hacılar arasında kılık değiştirmiş bir Arap vardır. Bu Arap Sanço Panza'nın eski komşusu olduğu için birbirlerini tanırlar. Arap, Müslüman olduğunu başına bir tehlike gelmesin diye gizlemektedir. Terketmek zorunda kaldığı evine dönüp sakladığı altınlarını geri alacaktır. Aynı anafikri bu hikaye içinde de görüyoruz. Arap amacına ulaşana kadar Hristiyan gibi görünmeyi tercih etmektedir. Sanço Panza Arab'ın bu niyetini öğrenince "sende mi?"  diyerek hayretini açıkça ortaya koyar.

 

 

                

 

Kitap çerçevesinden dışarı çıkmamaya çalışıyorum. Yinede yazıyı toparlamak gerekiyor. Cervantes İslamiyet'ten etkilenmekle birlikte, onun asıl etkilendiği fikir Makyavelizm'dir. Katolik Avrupa'nın din baskısından kurtulmak için İslamiyet'e değil; Protestanlığa yaklaşmıştır. Bu ikisinin bazı ortak noktalarda buluşmasını o dönem içerisinden görmeyi başarmış ve bunu eserinde kullanmıştır.

 

Cervantes'in Sanço Panza'nın valilik konusuna kitapta oldukça geniş yer ayırmasının sebebi, insan aklıyla adil bir yönetim yapılabileceğini göstermek içindir. Öyleki, Sanço Panza gibi cahil bir köylü bile kendi aklını kullanarak adaletli olabilir. Kutsal kitapların ışığı olmadan da insanlar kendi akıllarını kullanarak doğru yolu bulabilirler. Fakat yazarın bu tutumunu Tanrı fikrinden uzaklaşmak ya da reddetmek olarak değerlendirmek doğru olmaz: Onun Sanço Panza'nın valiliğiyle anlatmak istediği "ideal hukuk" ve "laiklik" kavramlarıdır. Cervantes Tanrı fikrinden hiçbir zaman uzaklaşmamıştır. Nikola Makyavelli'nin 1500'lü yılların başında yayınladığı "Hükümdar" adlı eserinden etkilenen yazar, "amaca giden yolda her türlü aracı mübah gören" düşünceye, Osmanlı esaretindeyken tanıştığı İslam düşüncesinde de (ameller niyetlere göredir) rastlamış ve eserini bu düşüncenin merkezinde kurmuştur.

 

                

 

Tüm zamanların en iyi kurgu romanı olarak Don Kişot'la yeniden tanışmanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.

 

 

 

Yorum Yaz